Gazze halkının bütün bu süre boyunca dünyanın gözleri önünde, büyük güçlerin katılımıyla ve müdahale edebilecek olanların iş birliği yahut yalnız bırakmasıyla kuşatılması, öldürülmesi, yiyecek ve sudan mahrum edilmesi ne demektir, biliyor musunuz?!
Bu, Mescid-i Aksâ yıkılsa kimsenin bir şey yapmayacağı; başka bir Müslüman ülke işgal edilse yine kimsenin bir şey yapmayacağı anlamına gelir.
Bu, Muhammed’in ﷺ ümmeti için, onun vefatından bugüne kadar tarihte ancak çok az benzeri yaşanmış büyük bir tehlikedir.
Bu durum, ümmete yöneltilen ve onun gerçek etki gücünü elinden alan uzun ve kapsamlı bir savaşın ardından ortaya çıktı.
Fikrî, ahlaki, yöntemsel ve maddi olmak üzere çeşitli düzeylerde ve cephelerde yürütülen bu savaşta ıslah ehli, etkili kişiler ve âlimler devre dışı bırakıldı; ifsat, sapma, korku ve dehşet dayatıldı.
Bu nedenle bugün kapsamlı bir uyanışa çağırmaktan; her türlü sahtelikten, boş uğraştan, vehimden, bozulmadan ve fikrî yenilgiden sıyrılmaktan; din ve İslam için çalışmaya, ümmete destek olmaya gerçek anlamda yönelmekten başka yol yoktur.
En büyük felaket geçici acizlik değil, bu acizliğe razı olmak ve onun kalıcı hâle gelmesidir.
Her hâlükârda Allah’ın sünneti galiptir; bu zulmün cezası gelecektir, yerlerine başkalarının geçirilmesi yakındır. Kaçınılmaz sonuç şudur: “Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır, kullarından dilediğine onu miras verir. İyi akıbet ise, takvâ sahiplerinin olacaktır.”

