Basiretli Müslüman kardeşim!
Bil ki —Allah seni hak üzere sabit kılsın— kıyametin ve zamanın bozulmasının alametleri arasında şunlar vardır:
Salihlerin aramızdan ayrılması, ilmiyle amel eden âlimlerin azalması, basiret ve rabbanilik ehlinin zayıflaması ve işlerin ehil olmayanlara verilmesi. Nitekim Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:
“إِذَا وُسِّدَ الأَمرُ إلى غيرِ أَهلهِ فانتظرِ السَّاعَة”
Bu bozukluğun bir görünümü de bazı ilmî ve dinî kurumların biçimsel ve tali konularla meşgul olmasıdır. Bir tavır almayı gerektirmeyen, kendilerine sorumluluk yüklemeyen güvenli meselelerde güzel konuşur; ümmetin dinine, canına, onuruna ve mukaddesatına yönelen büyük meselelerden, toplumsal krizlerden ve ağır yaralardan ise yüz çevirirler.
Ümmetin dokunulmazlığı çiğnenir, Müslümanların onuru zedelenir, masumların kanı dökülür, düşman istediği gibi hareket eder. Buna rağmen öne çıkan bazı kimseler, insanları oyalamak için yeri ve zamanı olmayan tali meselelerden başkasını bulamaz gibidir. Büyük meseleler bir kenara bırakılır, söylem küçük bir meselenin etrafında döner; o sırada ümmetin yaraları kanar, Müslümanların evleri yıkılır, kadınları ve çocukları öldürülür ve yerlerinden edilir.
Burada amaç ilmî ayrıntıları küçümsemek veya fıkhî meselelerin araştırılmasını terk etmek değildir. Her ilmin bir yeri, her meselenin bir değeri vardır.
Asıl bozukluk, ölçülerin altüst olmasıdır: önemsizin önemliye, parçanın bütüne, güvenli olanın yapılması gerekene; susulabilecek bir konunun, imtihan anında ümmete açıklanması gereken bir meselenin önüne geçirilmesi.
Bir şehrin yok edildiği, ailelerin ezildiği, Müslümanların dinî şiarlarının ve haklarının engellendiği bir felaketi görmezden gelip meclisleri, özü değil fakat yersiz biçimde gündeme getirilmesi itiraz konusu olan tartışmalarla dolduran anlayış nasıl bir fıkıhtır?
Hakiki ilim, sergilenen bilgilerden veya güvenli konularda tekrarlanan fetvalardan ibaret değildir. Sorumlulukların derecelerini kavrayan basiret, konuşmanın ve susmanın sonuçlarını bilen bir fıkıh; sahibini ilim, hikmet ve adaletle hakkı desteklemeye, Allah için adaleti ayakta tutmaya ve ümmetin büyük meselelerini savunmaya sevk eden dinî bir cesarettir.
Allah’ım! Bizi hak üzere sabit kıl. Musibetimizi dinimizde kılma. Günahlarımız yüzünden, bize karşı senden korkmayan ve bize merhamet etmeyen kimseleri başımıza musallat etme.
Allah’ım! Müslümanların başına hayırlılarını geçir, onları kötülerin şerrinden koru. Sözlerini hak ve hidayet üzerinde birleştir. Her yerdeki mazlum kullarına yardım et. Âmin!

