Sıkıntılar şiddetlenir, musibetler büyür, imtihanlar birbirini izler, fitneler peş peşe gelir. İnsan etrafına bakınır: Acaba çıkış yolu nerededir?!
Ferahlık ne zaman gelecektir?!
Kul, soruları arasında şaşkınlık içindeyken önünde gizli bir aydınlık, parlak bir nur belirir. Nereden geldiğini, kalbine giden yolu nasıl bulduğunu bilmez!
Bir de bakar ki zorluklar dağılmış, kaygılar giderilmiş, sıkıntılar hafiflemiştir.
Nice musibet vardır ki insanın gücünü tüketir — oysa ondan çıkış yolu Allah katındadır.
Daraldı; halkaları iyice sıkışınca — açılıverdi, ben ise hiç açılmayacağını sanıyordum!
1—Allah’ın peygamberi Yûsuf, çok büyük sıkıntılara ve ağır korkulara maruz kaldı. Allah onu esaretten ve kölelikten, din hususundaki imtihandan, hükümdarlık ve kadınlar imtihanından ve daha başka imtihanlardan kurtardı. Bu kıssanın sonunda yüce Allah şöyle buyurmuştur: {إِنَّ رَبِّي لَطِيفٞ لِّمَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ} [يوسف: 100]. Böylece ona karşı kurulan tuzaklardan bir lütuf, zorluktan da bir kolaylık çıkardı!
2—Latîf olan Allah, kullarına lütfuyla muamele eder ve dilediğini ince yollarla gerçekleştirir. O, bütün eksikliklerden münezzeh olarak şöyle buyurmuştur: {ٱللَّهُ لَطِيفُۢ بِعِبَادِهِۦ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ} [الشورى: 19].
3—Latîf olan Allah, kullarının yararına olan şeylerin en ince ve gizli yönlerini bilir; bunları onlara fark edilmeyen yollarla ulaştırır. İç yüzleri ve sırları görür; vicdanlarda olanı ve göğüslerin gizlediğini bilir: {أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ} [الملك: 14].
Latîf olan Allah, seni ihtiyacına yumuşaklık ve ihsanla ulaştırır. Kullar, kulların Rabbinden ne kadar şey gizlerse gizlesin, Allah onları hakkıyla bilir; onlara hayrı ulaştırmayı diler ve bu hususta onlara lütfuyla muamele eder!
4-{يَٰبُنَيَّ إِنَّهَآ إِن تَكُ مِثۡقَالَ حَبَّةٖ مِّنۡ خَرۡدَلٖ فَتَكُن فِي صَخۡرَةٍ أَوۡ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَوۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَأۡتِ بِهَا ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٞ} [لقمان: 16].
Latîf olan Allah, kullarını duaya yönlendirir, onlara karşılık verir ve onlara fark etmedikleri yerden, gizlice ihsanda bulunur!
5—Latîf olan Allah’ı kullar bu dünyada gözleriyle göremezler.
{لَّا تُدۡرِكُهُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَهُوَ يُدۡرِكُ ٱلۡأَبۡصَٰرَۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ} [الأنعام: 103].
Yaratılmışlar O’nu dünyada görselerdi hayat durur, hayatın hikmetleri işlemez olur, zanaatlar ve pazarlar durgunlaşırdı.
Latîf olan Allah’ın, yarattıklarına merhamet ederek dünyada onlardan gizlenmesi; ardından dostlarına ikram olarak âhirette görülmesi, O’nun lütfundandır.
{قَالَ رَبِّ أَرِنِيٓ أَنظُرۡ إِلَيۡكَۚ قَالَ لَن تَرَىٰنِي وَلَٰكِنِ ٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡجَبَلِ فَإِنِ ٱسۡتَقَرَّ مَكَانَهُۥ فَسَوۡفَ تَرَىٰنِيۚ فَلَمَّا تَجَلَّىٰ رَبُّهُۥ لِلۡجَبَلِ جَعَلَهُۥ دَكّٗا وَخَرَّ مُوسَىٰ صَعِقٗاۚ فَلَمَّآ أَفَاقَ قَالَ سُبۡحَٰنَكَ تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ} [الأعراف: 143].
Âhirette ise: {وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاضِرَةٌ ٢٢ إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٞ ٢٣} [القيامة: 22-23].
O, varlığının keyfiyetinin kavranamayacağı kadar latiftir.
İbnü’l-Kayyim, Allah ona rahmet etsin, Nûniyye’sinde şöyle der:
O, kuluna muamelesinde de kulu için yaptıklarında da Latîf’tir — sıfatlarındaki lütuf iki çeşittir:
İşlerin sırlarını tam bir bilgiyle kavraması — ve ihsan ettiği yerlerde ince bir lütuf göstermesi.
Sana izzetini gösterir, lütfunu ortaya koyar — kul ise bu husustan gaflet içindedir.
Lütuf; rahmet, koruma ve gizlice ulaştırılan iyiliktir!
Kul, helâk tehlikelerini gördüğünde, korkular ve felâketler onu kuşattığında Allah’ın gizli lütfu ona ulaşır ve rahmetiyle onu kurtarır!
{فَإِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرًا} [الشرح: 5].
{وَيَرۡزُقۡهُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَحۡتَسِبُۚ} [الطلاق: 3].
{حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسۡتَيَۡٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ كُذِبُواْ جَآءَهُمۡ نَصۡرُنَا} [يوسف: 110].
Her türlü eksiklikten münezzeh ve yüce olan Latîf’in lütfundan örnekler:
1—Allah’ın, henüz cenin olan kuluna lütfu:
Üç karanlık içinde, annesinin karnında göbeği aracılığıyla beslenir. Annesinden ayrılınca onun memesinden süt emer. Bir öğretmen olmadan, zifirî karanlıkta bile memeyi ağzına almayı öğrenir. Yumurtadan çıkan yavru kuş da böyledir: Taneleri almak için ağzını açmış olarak çıkar! Latîf olan Rab, güçsüz kulu için işkembe içeriğiyle kan arasından saf bir süt çıkarır.
Sonra Allah’ın, küçük yaştaki kuluna lütfu gelir: Yemekle beslenebilmesi için ona dişler yaratır ve yiyeceğini hazırlar.
{فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ٢٤ أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبّٗا ٢٥ ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقّٗا ٢٦ فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبّٗا ٢٧ وَعِنَبٗا وَقَضۡبٗا ٢٨} [عبس: 24-28].
O, lütfuyla arıdan balı, kurttan ipeği, sedeften inciyi ve kötü kokulu bir nutfeden insanı çıkarır!
Aynı şekilde, ucuz taşlardan değerli taşlar ve kıymetli mücevherler çıkarır!
2—Allah’ın bazı kullarına lütfu:
Peygamberi Mûsâ’ya, ona selâm olsun, lütfu.
Peygamberi Muhammed’e ﷺ lütfu.
Bazı salih kimselere ve ilmiyle amel eden âlimlere lütfu.
Allah’ın Latîf ismine iman etmenin etkileri:
Kul, ne kadar ince ve gizli olursa olsun hiçbir şeyin O’nun ilminin dışında kalmadığına inanır ve kesin olarak kanaat getirir!
{وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَۚ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۚ وَمَا تَسۡقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعۡلَمُهَا وَلَا حَبَّةٖ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡأَرۡضِ وَلَا رَطۡبٖ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٖ} [الأنعام: 59].
{يَٰبُنَيَّ إِنَّهَآ إِن تَكُ مِثۡقَالَ حَبَّةٖ مِّنۡ خَرۡدَلٖ فَتَكُن فِي صَخۡرَةٍ أَوۡ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَوۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَأۡتِ بِهَا ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٞ} [لقمان: 16].
2—Kul, azda da çokta da büyükte de küçükte de kendini hesaba çeker; çünkü kalbi ve iç dünyası Rabbine açıktır.
{أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ} [الملك: 14].
{فَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٍ خَيۡرٗا يَرَهُۥ ٧ وَمَن يَعۡمَلۡ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ شَرّٗا يَرَهُۥ ٨} [الزلزلة: 7-8].
3—Allah’ın, ilmindeki incelikle fiillerindeki yumuşaklığı bir araya getirdiğini bildiğinde kalbi Rabbine sevgi, tâzim, heybet ve bağlılıkla bağlanır.
4—Kul, Allah’ın yarattıklarına hem dinî hem dünyevî işlerinde yumuşak ve nazik davranmak için gayret eder. Şefkatli ve merhametli Peygamber’i, Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun, örnek alır. O, Câbir b. Abdullah’a nazik davranmış; devesini satın almış, ardından hem deveyi hem de bedelini ona bağışlamıştır. Mescide idrarını yapan bedeviye yumuşak davranmış; cübbesinden çekerek omzunun kenarında iz bırakan diğer kişiye de yumuşaklıkla muamele etmiştir ﷺ. Şöyle buyuran da odur ﷺ: «إِنَّ اللهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ، وَيُعْطِي عَلَى الرِّفْقِ مَا لَا يُعْطِي عَلَى العُنْفِ»[1].
5—Kulun başına bir musibet geldiğinde o musibette Allah’ın lütfunu ister, Allah’ın ihsanını arar ve Allah’tan gelecek ferahlığı bekler: {ٱللَّهُ لَطِيفُۢ بِعِبَادِهِۦ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ} [الشورى: 19].
6—Kulun tövbe etmesi için bazı günahlarla imtihan edilmesindeki Allah’ın gizli lütfu üzerinde düşünür. Böylece kul, hayal edemeyeceği kadar hayra erişir.
7—Kul, Rabbinin kendisine aklına bile gelmeyecek hayır kapılarını ardına kadar açtığını; bu kapılardan bereketlerin ve iyiliklerin peş peşe geldiğini görür.
8—Kul, Rabbinin dilediğini ince yollarla gerçekleştirdiğine inandığı için, özellikle korkular şiddetlendiğinde, kalp sükûneti, gönül huzuru ve Rabbinin kaderine ve hükmüne rıza kazanır.
9—Başa bir darlık veya sıkıntı geldiğinde Allah’a Latîf ve Habîr isimleriyle dua eder: “Ey Latîf, ey Latîf! Kulun zayıftır.” Onların sözleri arasında şu dua da korunup nakledilmiştir: “Ey lütufları gizli olan! Bizi korktuklarımızdan kurtar.”
Allah’ım! Her zorluğu kolaylaştırarak bize lütfeyle. Çünkü her zorluğu kolaylaştırmak Senin için kolaydır. Sen ne güzel dost, ne güzel yardımcısın!
10—Kul, Rabbinin lütfunu bildiğinde kalbi yalnız dünyada değil, âhirette de Allah’ın rahmetine ve sıkıntısını gidermesine umutla bağlanır. Kalbi, âlemlerin Rabbinin geniş rahmetine ümit ve özlemle açılır; âhirette o geniş rahmetin kendisini kuşatması için gayret eder!
[1] Buhârî (6024) ve Müslim (2593) rivayet etmiştir.

