Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Peygamberlerin sonuncusuna, resullerin imamına ve yüzleriyle uzuvları nurla parlayanların önderine; onun bütün ailesine ve ashabına Allah’ın salâtı, selâmı ve bereketi olsun. Bundan sonra:

Geçmişteki ve günümüzdeki olaylar ve tecrübeler, ilim talebeleri ile davetçilerin ahlak ve davranışta terbiyeye, tezkiyeye ve rabbanîliğe duyduğu ihtiyacın son derece acil olduğunu göstermiştir. İlmî çalışma, davet faaliyeti veya kurumsal çalışma bunların yerini tutamaz!

Çağdaş davet hareketlerinin uğradığı birçok başarısızlık, ancak yöneticilerde ve fertlerde tezkiyenin zayıflığından kaynaklanmıştır!

“Öyleyse bu büyük sorunun ve ağır hastalığın çözümü nedir?” denilirse,

Cevap şudur:

Çözüm tek bir unsurdan değil, birden çok unsurdan oluşur. Bazen tedavi, birden çok bileşeni içeren geniş bir başlıkla ifade edilebilir. Konunun önemi sebebiyle cevabı hem ana hatlarıyla hem de ayrıntılı olarak sunacağız.

Ana hatlarıyla cevap, tezkiye ve rabbanîlik ilkesini benimsemek ve hayata geçirmektir. Tezkiye, peygamberlerin ve onların vârisleri olan âlimlerin görevidir. Yüce Allah şöyle buyurur: {هُوَ ٱلَّذِي بَعَثَ فِي ٱلۡأُمِّيِّ‍ۧنَ رَسُولٗا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ} [الجمعة:2].

Tezkiye, terbiyenin Kur’an’daki adıdır. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah şöyle buyurur: {قَدۡ أَفۡلَحَ مَن تَزَكَّىٰ} [الأعلى:14]. Yine şöyle buyurur: {قَدۡ أَفۡلَحَ مَن زَكَّىٰهَا} [الشمس:9].

Hadiste şöyle buyrulur: «اللهُمَّ آتِ نَفْسِي تَقْوَاهَا، وَزَكِّهَا أَنْتَ خَيْرُ مَنْ زَكَّاهَا»([1]).

Terbiye veya tezkiye, vicdanlarda yerleşmiş olan inancı gerçek hayatta amele ve davranışa dönüştürür.

Rabbanîlik, içi ve dışı ıslah etmede terbiyenin ayrılmaz eşidir!

Allah’la kurulan o güçlü bağ sayesinde farzları yerine getirmekle, nafileleri çoğaltmakla, haramlardan kaçınmakla, zikri sürdürmekle, şükre önem vermekle, sabırla bezenmekle ve yakîni kuşanmakla gerçekleşir.

Ayrıca Kur’an’dan ve gece namazından haz almayı, farz ve nafile oruçlardan yararlanmayı, ibadetlerden ve Allah’a yaklaştıran diğer bütün amellerden sevinç duymayı ifade eder.

Rabbanîliğin koruyucu çiti, kalpte hak ile bâtıl arasına bir engel, kul ile saptırıcı fitneler arasına bir perde koyar. Kalpleri, davranışları ve uzuvları sünnetlere, zâhirî hidayete, güzel duruşa ve her durumda âdâba bağlı kalmaya yöneltir.

Bu rabbanîlik, kayıp bir inci ve aranan bir gayedir. Onun inşası ve ona hazırlık, ayrıntılı olarak on esasa dayanır. Bunları aşağıda kısaca açıklayacağız:

1—Sahabenin ve selefin imanı gibi bir iman —Allah onlardan razı olsun—:

Yüce Allah şöyle buyurur: {فَإِنۡ ءَامَنُواْ بِمِثۡلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهۡتَدَواْۖ} [البقرة:137]. İnsanların kullara kulluktan kurtulup yüce Rabbe kulluğa yönelmeleri için ilk davet edilmeleri gereken şey, rabbanî akidedir.

Bu, kalbin ve bedenin kulluğuyla ilgilenen kapsamlı ve etkili bir akidedir. Rabbanî akide, dışın doğruluğuna ve için ihlasına önem verdiği gibi kalbi yakîn ve sebatla, tevekkül ve teslimiyetle doldurur. Yüce Allah şöyle buyurur: {فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلۡحَقِّ ٱلۡمُبِينِ} [النمل:79]. Mensuplarına cihad, izzet ve yücelik bilinci de kazandırır!

Yüce Allah şöyle buyurur: {مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ رِجَالٞ صَدَقُواْ مَا عَٰهَدُواْ ٱللَّهَ عَلَيۡهِۖ} [الأحزاب:23]. Yine şöyle buyurur: {وَلَا تَهِنُواْ وَلَا تَحۡزَنُواْ وَأَنتُمُ ٱلۡأَعۡلَوۡنَ} [آل عمران:139].

2—Rabbanî ibadet:

Farzlara ihtimam ve nafilelere ilgi göstermek: Çünkü rabbanîliğin temeli, yaratılmışların Rabbine kulluk etmek ve ibadetlerle O’na yaklaşmaktır. Bu, Allah’a ihlas ve Resûlullah’a ﷺ ittibâ ile; Allah’a itaatte acele edip yarışmakla; gece gündüz ciddiyet ve gayret göstermekle; devamlılık ve süreklilikle; her hayır kapısından bir pay almakla ve İslam’a bütünüyle girmekle olur.

Ayrıca kaçırılan nafile ibadetleri telafi etmeye özen göstermekle; itaatleri ihmal etmekten ve salih amelleri bırakmaktan sakınmakla; kabul edilmeyi umup reddedilmekten korkmakla; eksiklikler için bağışlanma dilemekle; zikir, şükür ve güzel ibadet için yardım istemekle; bir sonraki itaate af ve afiyet içinde ulaşmayı Allah’tan dilemekle ve Allah’ın tuzağından emin olma hâlinden sakınmakla olur.

3—Sözün amele, dışın içe uygun olması:

Rabbanîlik, Allah’ın emri üzere dosdoğru olmaktır. Yüce Allah şöyle buyurur: {فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ} [هود:112].

Rabbanîlik, davranışla söz arasında tam bir uyumdur.

Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, şerefli bir peygamberin diliyle şöyle buyurur: {وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أُخَالِفَكُمۡ إِلَىٰ مَآ أَنۡهَىٰكُمۡ عَنۡهُۚ} [هود:88].

İlim ehli şöyle demiştir: “Görünüşünden faydalanmadığın kimsenin öğüdünden de faydalanamazsın!”

Rabbanî kişi, başkalarının sakınmadığı şeylerden sakınır; çünkü örnek ve model olma konumundadır.

Örnek olan rabbanî kişiden, din ve sünnet konusunda onunla aynı görüşte olan da bu ikisinde ona muhalif olan da eşit şekilde yararlanır!

Çünkü hâli sözünü ifade eder; hâli, sözünde ve fiillerinde açıkça görülür. Sözü, ameli ve hâli güzellikte en yüksek noktaya ulaşmış ve zirveye erişmiştir.

Rabbanîliğe en layık olanlar Allah’ın resulleridir. Yüce Allah şöyle buyurur: {أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُۖ فَبِهُدَىٰهُمُ ٱقۡتَدِهۡۗ} [الأنعام:90].

4—Kalbin amellerine öncelik vermek ve onları yüceltmek:

İhlas ve tevhid, takva ve yakîn, Allah’ı ilah bilerek O’na kulluk etmek ve O’nu yüceltmek, boyun eğme ve teslimiyet, sevgi ve alçak gönüllülük, sabır ve yardım dileme, tövbe ve Allah’a yönelme, rağbet ve korku, huşû ve itaat, rıza ve tevekkül gibi kalp amelleri dinin aslından ve imanın temelindendir. Bedenin itaatleri de bunlardan doğar!

Kısacası kalbin ibadetleri, her hayrın özüdür; her iyilik onlardan doğar!

Bunlar kula, uzuvların amellerinden daha öncelikli bir farzdır ve uzuvların amellerinden önce gelir. Kalbin kulluğu daha büyük, daha sürekli ve daha bağlayıcıdır. Onların ve onlar sayesinde kazanılan amellerin sevabı daha üstün ve daha eksiksizdir. Amellerin sevapları ancak kalplerde bulunan hâllere göre büyür!

Kalbin helak edici kötülükleri ve günahları, hastalıkların ve günahların en tehlikelileridir!

Yarın, malın ve evlatların fayda vermeyeceği o günde, Allah’a selim bir kalple gelen dışında hiç kimse için kurtuluş yoktur!

5—Rabbanî ahlak:

Rabbanîliğin alametlerinden biri, nebevî ahlak ve âdâbı kuşanmaktır. Çünkü bunlar, imanın güzel ağacının bereketli meyvesi ve apaçık bir kökün, yani yaratılmışların Rabbine kulluğun doğrudan dalıdır.

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٖ} [القلم:4].

Hadiste şöyle buyrulur: «إنَّ الْهَدْيَ الصَّالِحَ، وَالسَّمْتَ الصَّالِحَ، وَالاقْتِصَادَ، جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ»([2]).

Rabbanî ahlak, hayâ ve tevazu gibi bireysel erdemlerle sınırlı olmaktan daha kapsamlıdır.

Adalet ve ihsan gibi topluluğa ilişkin erdemleri;

Anne babaya iyilik ve akrabalık bağlarını koruma gibi sosyal erdemleri;

Şûra ve insan haklarını gözetme gibi siyasi erdemleri;

Emanete riayet ve doğruluk gibi ekonomik erdemleri de kapsar.

Rabbanî ahlak insanları kapsadığı gibi bütün varlıkları da kapsar!

6—Aldanış yurdundan uzaklaşmak:

Rabbanîlik, dünyaya ve onun nimetlerine karşı zühd; ahirete ve onun nimetlerine rağbet; aldanış yurduna kanmayı terk etmektir!

Yüce Allah şöyle buyurur: {يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ} [فاطر:5].

O, kalıcı olanı geçici olana tercih etmektir. Yüce Allah şöyle buyurur: {بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ١٦ وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰٓ ١٧} [الأعلى:16-17].

Rabbanîlik, azığın en hayırlısını edinmektir. Yüce Allah şöyle buyurur: {وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيۡرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقۡوَىٰۖ} [البقرة:197]. Aynı zamanda kanaat ve yetecek kadar rızıkla yetinmektir. Hadiste şöyle buyrulur: «قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَسْلَمَ، وَرُزِقَ كَفَافًا، وَقَنَّعَهُ اللهُ بِمَا آتَاهُ»([3]).

Bütün kaygıları tek bir kaygıya, ahiret kaygısına dönüştürmektir. Hadiste şöyle buyrulur: «مَنْ كَانَتِ الآخِرَةُ هَمَّهُ جَعَلَ اللَّهُ غِنَاهُ فِي قَلْبِهِ وَجَمَعَ لَهُ شَمْلَهُ، وَأَتَتْهُ الدُّنْيَا وَهِيَ رَاغِمَةٌ…»([4]).

7—Selef-i sâlihini sevmek:

Rabbanîlerin dini, Peygamberimizin bütün ashabını sevmeyi, ilk öncülere ve müminlerin en hayırlı nesilleri arasından onlara güzellikle uyanlara tâbi olmayı içerir.

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلۡأَوَّلُونَ مِنَ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحۡسَٰنٖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُ} [التوبة:100].

Onlar yalnızca güzellikle anılır. Onları kötülükle anan kimse başka bir yol üzerindedir.

Ayrıca nesepçe en şerefli, asaletçe en değerli hanenin tertemiz soyunu sevmeyi de içerir. Rabbanîler, Peygamberlerinin ﷺ Ehl-i beytini severek Allah’a yaklaşırlar; onları koruyup savunmayı dinî bir görev bilirler ve Resûlullah’ın onları sevmeye ilişkin tavsiyesine uyarlar.

Onların iyilik yapanlarını yüceltir, kötülük yapanlarına ise Peygamberlerinin ﷺ şu sözüyle hitap ederler: «مَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ، لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ»([5]). Güzel nesep ile güzel ameli birleştiren, iki hayrı bir araya getirmiş olur.

8—Rabbanî davet:

O, başkasına değil Allah’a davettir: {قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ أَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۚ} [يوسف:108]. Onu emreden de Allah’tır: {وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ} [الحج:67].

Konusu ve yöntemi Allah katındandır; karşılığı da yalnızca Allah’tan istenir: {قُلۡ مَا سَأَلۡتُكُم مِّنۡ أَجۡرٖ فَهُوَ لَكُمۡۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۖ} [سورة سبأ:47].

{وَيَٰقَوۡمِ لَآ أَسۡـٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مَالًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۚ} [هود:29].

Araç ve yöntemlerinde de rabbanî bir davettir; yalnızca meşru olan araçlara başvurur. Islah konusunda yürürlükte olan ilahî kanunları gözetir; onlara karşı gelmeyip onlarla uyum içinde hareket eder: {فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلٗاۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلًا} [فاطر:43].

Davetçi üzerindeki etkileri de rabbanîdir: İçtihatlarını düzenler, onu kusurlardan arındırır ve güzel özelliklerle donatır.

9—İttibâda rabbanîlik:

Rabbanîlik, ibadet edileni birlemek üzerine kurulduğu gibi tâbi olunanı, yani Peygamber’i ﷺ birlemek üzerine de kurulmuştur. Rabbanî kişi, onun bildirdiklerini tasdik eden, emrettiklerine itaat eden, yasakladığı ve sakındırdığı şeylerden uzak duran; ne emrine ne de yasağına duyarsız bir gevşeklikle veya aşırı bir katılıkla karşı çıkmayan kişidir.

İttibâ, gönderilen peygambere olduğu gibi indirilen kitaba ve ilk nesle de olur.

İttibâ yöntemini benimseyen rabbanî kişi, ülfet ve birliğe insanların en düşkün olanıdır. İttibânın ilmî ve amelî anlamını bir araya getirir. Genişlik ve tercih imkânı varken de görevler çatışıp zorunluluk ortaya çıktığında da iki vacibi uzlaştırıp aralarında denge kurmaya en yetkin olandır. Müslümanları gözeterek ve dini yüceltme maslahatını gerçekleştirerek fetvada önceliğe daha layık olana öncelik verir; bunu şeriatın övdüğü bir itidalle yapar.

10—Öğretimde ve amelde rabbanîlik:

Rabbanîlerin ilminin fazileti kuşatılamayacak kadar büyüktür. Onu Allah için öğrenmek haşyettir: {إِنَّمَا يَخۡشَى ٱللَّهَ مِنۡ عِبَادِهِ ٱلۡعُلَمَٰٓؤُاْۗ} [فاطر:28]. Onu Allah için talep etmek ibadet, müzakere etmek tesbih, öğretmek ise Allah’a yakınlaşmadır. Kul, ilmin büyük meselelerinden önce küçük meselelerini öğretmedikçe rabbanî olamaz!

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَلَٰكِن كُونُواْ رَبَّٰنِيِّ‍ۧنَ بِمَا كُنتُمۡ تُعَلِّمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمۡ تَدۡرُسُونَ} [آل عمران:79].

Rabbanî ilim, birlik ve uyumun yolu, davetin ve cihadın ışığıdır. Sahibine hak üzerinde sebat, hatadan kolayca dönme, zühdle bezenme, ahireti tercih etme, faydalı ilme yönelme, büyük âlimlerden öğrenme ve öğrenimde aşama aşama ilerleme kazandırır. Bu, vahiy ilimlerine ve onların maksatlarına, değişimin kanunlarına ve sonuçlarına özen göstermekle olur.

Bunun yanında yeni ortaya çıkan meselelerde fetva vermek, içinde yaşanan gerçekliği kavramak, ilişkilerini idrak etmek, olaylarını anlamak, hükümlerini çıkarmak ve apaçık tebliği bolca sunmak vardır. Böylece iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma şiarı yerine getirilir; suçluların yolları açıklığa kavuşturulur, münafıkların yöntemleri açığa çıkarılır, ümmetin ve dinin düşmanlarına karşı cihad edilir; can ve en değerli varlıklar verilerek Kudüs ve Aksâ özgürleştirilir: Ya zafer ya şehadet!

Allah’ım! Âlimlerimize ve davetçilerimize, apaçık tebliğ ile özgürleşme ve güçlenme uğrunda çalışma şeklindeki iki görevi aksatmayan; kabirlerdeki veya saraylardaki kötülükleri inkâr etmeyi bırakmayan; nefis terbiyesini ihmal etmeyen bir rabbanîlik bağışla. Öyle ki kalbi Rabbe bağlasın da kalp huşû duysun; uzuvları farz ve nafilelerle harekete geçirsin de onlar yumuşayıp boyun eğsin; kulu Allah’ın indirdiği sınırlar içinde tutsun da kul dinleyip itaat etsin!

Son duamız şudur: {أَنِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ} [يونس:10].

([1]) Müslim (2722), Zeyd b. Erkam’ın —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([2]) Ahmed (2698) ve Ebû Dâvûd (4776), Abdullah b. Abbas’ın —Allah ikisinden de razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([3]) Müslim (1054), Abdullah b. Amr’ın —Allah ikisinden de razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([4]) Tirmizî (2465), Enes b. Mâlik’in —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([5]) Müslim (2699), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.