“Sünnet”, “Peygamberimiz ﷺ ile ashabının —Allah onlardan razı olsun— ilim ve amel, inanç ve hükümler, ahlak ve âdâb bakımından üzerinde bulundukları yoldur. Bu anlamıyla din ve şeriat ile eş anlamlıdır.”

Veya “Ashabın —Allah onlardan razı olsun— Peygamber’den ﷺ aldığı şeriat ve din ile zâhirî ve bâtınî rehberlik; tâbiînin onlardan, kıyamet gününe kadar onlara güzellikle uyanların da kendilerinden aldığı yoldur.”

Hadiste şöyle buyrulur: «فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي، فَلَيْسَ مِنِّي»([1]).

“Sünnet” sözü, iki vahiy kaynağıyla sabit olan, bidatlerden ve aykırılıklardan arınmış sahih akide için de kullanılabilir.

İbn Mesʿûd —Allah ondan razı olsun— şöyle demiştir: “Sünnete uymada ölçülü davranmak, bidatte çok çaba göstermekten daha hayırlıdır.”([2]).

Hadis âlimlerine göre sünnet, “Peygamber’e ﷺ nispet edilen söz, fiil, takrir, yaratılış veya ahlak özelliğidir.”([3]).

Sahih sünnet kendi başına hüccettir. Âhâd yolla nakledilmiş olsa bile onunla inançlar ve hükümler sabit olur. Kur’ân-ı Kerîm’den sonra teşriin ikinci kaynağıdır. Yüce Allah şöyle buyurur: {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ ٣ إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيٞ يُوحَىٰ ٤} [النجم: 3، 4].

Ümmetin ittifakıyla sünnetin en büyük iki derlemesi Sahîhayn’dır. Onlara ancak cahil veya hevesinin peşinden giden biri dil uzatır.

Sünnete karşı başlıca görevler:

1—Onun korunmuş vahyin bir parçası olduğuna iman etmek:

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ ٣ إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيٞ يُوحَىٰ ٤} [النجم: 3، 4].

Peygamber ﷺ de şöyle buyurmuştur: «… وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَيَّ، فَأَرْجُو أَنِّي أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ القِيَامَةِ»([4]).

2—Onun hak olduğuna inanmak:

Peygamberimiz ﷺ ağzını işaret ederek şöyle buyurmuştur: «اكْتُبْ، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا يَخْرُجُ مِنْهُ إِلَّا حَقٌّ»([5]).

Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: «بُعِثْتُ بِجَوَامِعِ الكَلِمِ»([6]).

3—Ona uymanın ve boyun eğmenin zorunlu olduğunu kabul etmek:

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَمَآ ءَاتَىٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَىٰكُمۡ عَنۡهُ فَٱنتَهُواْۚ} [الحشر: 7].

Yine O, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, şöyle buyurur: {قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِي يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ} [آل عمران: 31].

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: «لِتَأْخُذُوا عَنِّي مَنَاسِكَكُمْ»([7]).

Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: «صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي»([8]).

Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: «كُلُّ أُمَّتِي يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ إِلَّا مَنْ أَبَى». قالوا: يا رسول الله، ومن يأبى؟ قال: «مَنْ أَطَاعَنِي دَخَلَ الجَنَّةَ، وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ أَبَى»([9]).

4—Onu hakem kılmak, ona öncelik tanımak ve onun önüne geçmemek:

Yüce Allah şöyle buyurur: {يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ} [الحجرات: 1].

Yine O, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, şöyle buyurur: {فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجٗا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمٗا} [النساء: 65].

Hadiste şöyle buyrulur: «أَلَا وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللهِ ﷺ مِثْلُ مَا حَرَّمَ اللهُ»([10]).

5—Onun kapsamlı olduğuna ve kulların maslahatlarını eksiksiz karşıladığına inanmak:

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: «أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ شَيْءٍ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ الجَنَّةِ، وَيُبْعِدُكُمْ مِنَ النَّارِ إِلَّا قَدْ أَمَرْتُكُمْ بِهِ، وَلَيْسَ شَيْءٌ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ النَّارِ، وَيُبْعِدُكُمْ مِنَ الجَنَّةِ إِلَّا قَدْ نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ…»([11]).

Ebû Zer —Allah ondan razı olsun— şöyle demiştir: “Allah’ın Resulü ﷺ bizden ayrıldığında, gökte kanat çırpan hiçbir kuş yoktu ki onun hakkında bize bir bilgi bırakmış olmasın.”([12]).

6—Onun kolaylık ve rahmet olduğuna inanmak:

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: «إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ، وَلَنْ يُشَادَّ الدِّينَ أَحَدٌ إِلَّا غَلَبَهُ»([13]).

Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: «إِنِّي لَمْ أُبْعَثْ بِاليَهُودِيَّةِ، وَلَا بِالنَّصْرَانِيَّةِ، وَلَكِنِّي بُعِثْتُ بِالحَنِيفِيَّةِ السَّمْحَةِ»([14]).

Yine şöyle buyurmuştur: «إِنِّي لَمْ أُبْعَثْ لَعَّانًا، وَإِنَّمَا بُعِثْتُ رَحْمَةً»([15]).

Yine şöyle buyurmuştur: «إِنَّمَا أَنَا رَحْمَةٌ مُهْدَاةٌ»([16]).

7—Onu öğrenmeye, ezberlemeye ve yaymaya özen göstermek:

Yüce Allah şöyle buyurur: {يَرۡفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ دَرَجَٰتٖۚ} [المجادلة: 11].

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: «نَضَّرَ اللَّهُ امْرَأً سَمِعَ مِنَّا حَدِيثًا، فَحَفِظَهُ حَتَّى يُبَلِّغَهُ»([17]).

Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: «مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا، يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ»([18]).

8—Ona uymaya ve onunla amel etmeye davet etmek:

Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah şöyle buyurur: {قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ أَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِيۖ} [يوسف: 108].

Hadiste şöyle buyrulur: «فَوَاللَّهِ، لَأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلًا، خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ»([19]).

9—Onu savunmak ve hakkındaki şüphelere cevap vermek:

Yüce Allah şöyle buyurur: {بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٞۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ} [الأنبياء: 18].

Yine O, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah, şöyle buyurur: {وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ وَلِتَسۡتَبِينَ سَبِيلُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ} [الأنعام: 55].

10—Onu öğrenmede, anlamada, onunla amel etmede ve ona davet etmede itidalli olmak:

Yüce Allah şöyle buyurur: {وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةٗ وَسَطٗا} [البقرة: 143].

Hadiste şöyle buyrulur: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ، إِيَّاكُمْ وَالغُلُوَّ فِي الدِّينِ، فَإِنَّهُ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ الغُلُوُّ فِي الدِّينِ»([20]).

([1]) Buhârî (5063) ve Müslim (1401), Enes’in —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([2]) Dârimî (223) ve Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ’da (4745) nakletmiştir.

([3]) Ebû Şehbe, el-Vasît fî ulûmi ve mustalahi’l-hadîs (s. 24).

([4]) Buhârî (7274) ve Müslim (152), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([5]) Ahmed (6802) ve Ebû Dâvûd (3646), İbn Amr’ın —Allah ikisinden de razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([6]) Buhârî (2977) ve Müslim (523), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([7]) Müslim (1297), Câbir’in —Allah ikisinden de razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([8]) Buhârî (631), Mâlik b. Huveyris’in —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([9]) Buhârî (7280), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([10]) Ahmed (17194) ve İbn Mâce (12), Mikdâm b. Maʿdîkerib el-Kindî’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([11]) İbn Ebû Şeybe, el-Musannef’te (35473), İbn Mesʿûd’un —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([12]) Bezzâr (3897) ve Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr’de (2/155) nakletmiştir.

([13]) Buhârî (39), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([14]) Ahmed (22291), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([15]) Müslim (2599), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([16]) Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve’de (1/157), Ebû Hüreyre’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([17]) Ahmed (21590), Ebû Dâvûd (3660) ve Tirmizî (2656), Zeyd b. Sâbit’in —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([18]) Buhârî (71) ve Müslim (1037), Muâviye’nin —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([19]) Buhârî (3009) ve Müslim (2406), Sehl b. Saʿd’ın —Allah ondan razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.

([20]) Ahmed (1851), Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ’da (4049) ve İbn Mâce (3029), İbn Abbas’ın —Allah ikisinden de razı olsun— rivayet ettiği hadis olarak nakletmiştir.