Hamd yalnızca Allah’a mahsustur. Kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan zata Allah’ın salâtı, selâmı ve bereketi olsun. Bundan sonra:
İbn Teymiyye’nin çağdaşı olan veya ondan sonra gelen ehl-i kıbleden insaf sahibi her âlim, önce Harranlı, sonra Dımaşklı İbn Teymiyye diye tanınan Takıyyüddin Ahmed b. Abdülhalim b. Abdüsselâm’ın ilminin değerini ve derecesini bilir.
Geçmişte ve günümüzde onu tekfir ederek veya bidatçi sayarak haysiyetine saldıranlar, ancak kendi cehaletlerini yahut taassuplarını ortaya koymaktadır!
Diğer âlimler gibi Şeyhülislam da masum değildir. Herkesin sözleri ve tavırları kabul edilebilir veya reddedilebilir. Bununla birlikte o, Şeyhülislam ve önde gelen büyük imamlardan biri olmaya devam eder.
Bugün ona karşı başlatılan zalim kampanyayı, çağdaş İslami hareketin bütün kesimleri nezdindeki itibarını düşürmek için aslen kâfir olanlar yönlendirip alevlendirmektedir. Bu işte, ona muhalif oldukları hâlde saygı gösteren önceki imamların seviyesine erişemeyen, kin dolu mutaassıpları kullanmaktadırlar. Ayrıca kiralanmış cahil medya mensuplarını da kullanmaktadırlar.
Asıl büyük amaç, onun taşıyıp tebliğ ettiği hak konusunda kafa karıştırmak ve onu çarpıtmaktır!
Bu kampanya, İbn Teymiyye’den önce Şâfiî’yi, Buhârî’yi ve başkalarını hedef alan kampanyaların ardından gelmektedir. Allah bütün imamlarımıza rahmet etsin!
Bu kampanyaların amaçları ile Müslüman ülkelerin içinde ve dışında onları destekleyen ve finanse eden çevreler, olup biteni bilenlere gizli değildir.
İlme nispet edilen bazı kimselerin hâline şaşmamak elde değildir: Geçmişte Şeyhülislam’a saygı ve hürmet gösterirken, bugün rüzgâr değiştiği için birdenbire yön değiştirmiştir!
Böylece niyetinin kötülüğünü açığa çıkarmış, iç dünyasının bozukluğunu göstermiştir. İlim onun için dünyalığı avladığı ve ona sahip olanlara yaklaştığı bir ağdır. Onlar razı olursa o da razı olur; onlar öfkelenirse o da öfkelenir!
Bunlardan bazıları, Şeyhülislam’ın makamına bir şüpheyle ulaşamayacak veya bir iftirayla ona zarar veremeyecek kadar yetersiz olduklarını bildikleri için, tavırlarını güzel göstermeye ve ayıplarını örtmeye çalışmıştır. Bu sebeple İbn Teymiyye ile eserlerinin bir vadide, günümüzdeki takipçilerinin ise başka bir vadide olduğunu ileri sürmüştür!
Bunu ıslah veya düzeltme amacıyla değil; bu zamanda Şeyhülislam’a tâbi olan, onun ilminden yararlanan ve ilmî, davetle ilgili, sosyal ve siyasi ıslah için çalışan Ehl-i sünnet mensuplarının tavırlarını ve yöntemlerini geçersiz kılmak için yapmaktadırlar!
Bir kez daha: Ne İbn Teymiyye ne de takipçileri masumdur.
Çağdaş Selefiliğin eski Selefilikle hiçbir ilgisi bulunmadığı, ilkinin övüldüğü, sonuncusunun ise yerildiği iddiası; bugün insanları bu yöntemden uzaklaştırmak ve mensuplarını karalamak için kurulmuş bir tuzak ve kurnazca bir hileden ibarettir!
Çağdaş Selefilik ve çağdaş tasavvuf ile çağdaş Eşʿarîlik gibi diğer akımlar, bugün tarihî seleflerinden başkasından mı beslenmektedir? Onlardan başkasına mı nispet edilmektedir?!
Her kesimde sonrakilerin gayretlerinin zayıflığı ve ilmî birikimlerinin azlığı ile seleflerinin durumu arasında büyük bir fark bulunduğu sabit olmakla birlikte!
Son olarak, İbn Teymiyye’nin mirasından yararlananları tek bir isim, tek bir mezhep veya tek bir akım bir araya getirmemektedir!
Onlar, ümmetin ondan sonra gelen bütünüdür. Kendi döneminden bugüne kadar, onun bazı sözlerini okuyup onlardan yararlanmamış bir âlim, üniversite hocası, ilim talebesi, destekçi veya muhalif bulamazsınız. Öyleyse onu dışlamayı veya etkisizleştirmeyi kim başarabilir?!
En şaşırtıcı hususlardan biri de şudur: Bugün şeyhin muhaliflerinden bir grup ona saldırmakla meşgul olup onu yermek için seslerini yükseltirken, Batı’da gayrimüslim araştırmacılardan oluşan bir hareket, İbn Teymiyye’nin aklî ve felsefi ilimlerin eleştirisindeki öncülüğünü kabul etmekte, yöntemle ilgili tutumlarına hayranlık duymakta ve bu konularda ilmî konferanslar ve seminerler düzenlemektedir!
İbn Teymiyye’nin yöntemine ölümünden yüzyıllar sonra yaygınlık ve kabul nasip eden, bugün ve yarın da onun devamını takdir edendir. Bunun sebebi, bu yöntemin sahabeden ve kıyamet gününe kadar onlara güzellikle uyanlardan gelen Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yönteminin bir devamı olmasıdır. O; nakle, akla ve fıtrata dayanan bir yöntemdir. Allah onun varlığının sürmesini ve mensuplarının muzaffer olarak kalmasını teminat altına almıştır.
Bu yönteme nispet edilenlerin hataları, yöntemin değil kendilerinin aleyhine yazılır; onun itibarından değil, kendi itibarlarından eksiltir.
Belki de bu kampanya, takipçilerini onu daha derinlemesine incelemeye; zamanının ve mekânının gerçekliğini öğrenerek, her ilmî ve amelî alanda muhaliflerinin ona yönelttiği itirazları tartışarak, yazdıklarının ve verdiği fetvaların şartlarını açıklığa kavuşturmaya sevk eder.
Her hâlükârda sahabeden, tâbiînden, onların takipçilerinden ve dört imamdan başlayarak; onların yolundan giden İbn Cerîr, İbn Huzeyme, Tahâvî, İbn Hazm, İbn Abdülber, İzz b. Abdüsselâm, Nevevî, İbn Teymiyye, İbn Kayyim, İbn Kesîr, İbn Receb, İbn Hacer ve diğer sonraki imamlara kadar bütün imamlar, masum veya kutsal sayılmaksızın saygı ve takdir görmeye devam edecektir.
Yüce Allah’tan, Müslümanları Rablerinin kitabına, peygamberlerinin sünnetine ve salih seleflerinin yoluna sımsıkı sarılma konusunda ortak bir tutum etrafında birleştirmesini dileriz. O, her güzelliğin kefilidir. O bize yeter; ne güzel vekildir! Son duamız, hamdin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğudur.

